Kaybedenler Kulübü - Tolga Örnek (2011)

1 comment

Filmi neredeyse hepiniz izlediniz. Şimdi burada konusunu anlatıp, baymaya gerek yok. Filmin önemli sahnelerinden birini inceleyelim.

Zeynep ve Kaan...

Müthiş başlayan aşkları artık sona doğru yaklaşmaktadır. Kaan'ın sıradışı bir adam olması. Zeynep'in, artık O'nun sıradışı bir adam olmasını istememesi...İlişkinin dibine kibrit suyu döken işte budur.

Benim de anlamadığım da bu zaten. Bir kadın, erkeğe; o kendine has davranışları, farklılıkları için aşık olur. Fakat sonra onu değiştirmek ister. Bu filmde mi söylüyordu yoksa başka bir Türk filminde mi? Tam emin değilim.

Fakat Kadınlar, Erkeklere kendileri gibi oldukları için aşık oluyorlar. Fakat sonra onlardan davranışlarını değiştirmelerini ve onların istedikleri gibi olmalarını bekliyorlar. İşte tüm Erkekler gibi ben de bunu çok saçma buluyorum. Zeynep'in istediği sadece düzenli bir hayat değildi. Kaan gibi olmamasıydı. Aşık olduğu adamın artık kendisi gibi olmasını istememesiydi.

Zeynep, "Gitme dersen gitmem" derken, aslında Kaan'dan gitme demesinden daha fazlasını bekliyor.

Aslında şimdi düşünüyorum da; bir erkeği gerçekten seven bir kadın, gitme dersen gitmem gibi bir lafı asla etmez. Zaten bu gitme kararını almış olması, bu soruyu sormuş olması bile aslında ilişkinin bittiğini göstermez mi???

Sonra diyorlar ki; "cevap bile vermedi odun!"

Ha bir de verseydi!!.

Aaahh Belinda - Atıf Yılmaz (1986)

No comment yet

Barış Pirhasan'ın senaryosunu yazdığı David Lynch filmleri tadında bir Atıf Yılmaz filmi. Senaryosuyla, kurgusuyla, müzikleriyle gizemli ve gerilimli atmosferinden bir dakika bile ödün vermeyen film; finalde hınzır bir sahneyle kapanışı yapıyor.

Filmi eskiler, Show TV'nin ilk kurulduğu yıllardan çok iyi hatırlayacaktır. Fragmanlarında bile bu devasa şampuan şişesinin olduğu sahneler verilirdi...

Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Seyfi Teoman (2011)

No comment yet

Seyfi Teoman'ın Tatil Kitabı'ndan 3 yıl sonra gelen 2. filmi; Bizim Büyük Çaresizliğimiz'de iki kankanın bayık öyküsü anlatılıyordu. 

Dostumuzu ne kadar çok seversek sevelim; ona dair hep gizli bir fikrimiz, içten içe bir eleştirimiz vardır. Bunu hep kendimize saklarız. Fakat kuyruğumuza basıldığında o üstü örtülü fikirlerimiz bir anda ortaya çıkar...

Türev - Ulaş İnaç (2005)

No comment yet

Türev, dogme stiline göz kırpan, sıradışı bir film. Fakat bazılarına göre hiç de yenilikçi olmayan, ucuz bir fikirden türemiş bir yapım. Ben, ilk grupta yer alıyorum. 6 kez izlemiş biri olarak her seferinde keyif aldığımı söylemeliyim.

Filmin en ilginç bölümlerinden biri; iki erkekten en akıl vericisi, en gevezesi olan Kerem'in, Nazım'a patlattığı aforizmalardır elbette...

Uçan Daireler İstanbul'da - Orhan Erçin (1955)

No comment yet

Kült kategorisine bileğinin hakkıyla girmiş bir Orhan Erçin filmi.

Uzaylılar dediğimiz dünyadan sample erkek götürmeyi planlayan çok seksi kadınlar aslında. Bacaklar da maşallah amatör lig futbolcu bacağı gibi. Basenler odun gibi. Bayrampaşa sanayiide yaptırılmış sacı ufo diye yutturmuşlar. İçinde robot diye kartondan bir şey çıkıyor. Hülasa bu robot tasarımıyla Star Wars'u bile etkilemiştir :P

Kadınların derdi güçlü kuvvetli erkekleri bulup, uzaya; oradaki erkeklerle mücadele etmeye götürmektir.

-Sac kaporta ufosu
-Dandik karton robotu
-Herkese bir erkek isteteyen histerik uzaylı kadınları
-Devasa fotoğraf makinası
-Erkek bulma aleti

Sırf bunların yer aldığı bu küçücük sekans bile filmi ilgi çekici kılabiliyorsa; devamı?

Elbette tam bir seyirlik :)

Çirkinler de Sever - Sinan Çetin (1981)

No comment yet

Sinan Çetin'in çektiği en kötü filmlerden biri olan Çirkinler de Sever'in kapanış bölümünden abuk bir sahne. Taksim'in ortasında ortalığı dağıtan adamı eli silahlı askeri inzibat götürüyor. Şehrin göbeğinde polis varken askeri inzibat ne alaka mı?

Eee Sinan Çetin yapınca oluyor işte :))

Recep İvedik - Togan Gökbakar (2007)

No comment yet
Bu blog öyle entel çakması triplerde bulunan bir blog değil. Bakın entel değil demiyorum. Entel ama entel triplerinde değil. Recep İvedik'i de izler, Bir Zamanlar Anadolu'da yı da. Önemli olan öz'dür unutmayın.

Bazıları Recep İvedik ayh çok öğrançç diyor ya. Recep İvedik oo kitsch mizahının içinde ince espiriler ve taşlamalar da barındırıyor.

Sene 2012 olmuş. Hala insanlar, tuvalet demek yerine kibarlık olsun diye lavabo diyorlar. Dünyanın herhangi bir yerinde tuvalet kelimesinin ayıp kabul edildiği görülmüş müdür acaba?!!

Dikkat edin özellikle kültürsüz tipler cafe, restoran gibi yerlerde asla tuvalet demezler. Onlar için çok önemli bir nezaket ayrıntısıdır bu.

İşte çoğunun espiri düzeyini düşük bulduğu Recep İvedik; detaylarda ince ince taşlamaya devam ederek çıkmıştı bu yola:


-Lavabo nerede? Nereye sıçabilirim?!

Oo WTF :)) Bu detayı acaba izleyen milyonlarca izleyiciden kaç kişi yakalamıştır. Ciddi bir azınlık. Sıfıra yakınsayacak kadar az hem de...

O... Çocukları - Murat Saraçoğlu (2008)

No comment yet

O... Çocukları. O noktalarla neyi gizlemişler hayret doğrusu. Bildiğin Orospu Çocukları işte.

Filmin çok garip, bayık bir konusu var. Oyunculuk, senaryo; her şey çok sıkıcıydı benim için. Fakat film şimdiye kadar çoğu filmin başaramadığı didaktik bir senaryo ile gönlümü çelmeyi başardı ;))

Konu: Bir kadın daha seksi görünmek için masada nasıl oturmalı??!!


Eyyy Bu fikri düşünen, yazan arkadaşlar.

Getirin o yağlı alnınızdan öpücem sizi :)

Orada - H. Kurtuluş & M. Saraçoğlu (2009)

No comment yet

Yıllardır görüşmeyen ağabey ve kız kardeş, annelerinin ölümü üzerine bir araya gelirler. Metazori bir buluşmadır bu. Yıllar önce boşanmış olan ve Ada'da yaşayan babalarının yanına giderler. Üçü bir mühlet konuştuktan sonra merhum kadının intihar etmeden önce onlara bıraktığı mektubu okumaya başlarlar. O dakikaya kadar bazı vetirelerle derdini anlatmak isteyen film; finalde izleyenlerin yüreğine derin bir iz bırakan mektup sahnesiyle kapanıyor.

İşte yer yer detaylardan çıkarak kör-gözüm parmağına şekline gelen bu vetirelerden birini göstererek bitirmek istiyorum bu yazıyı.

Seviyorum - Temel Gürsu (1986)

No comment yet

Seviyorum, aslında çok klasik bir öyküyü anlatıyor: Zengin koca arayan güzel bir kızın öyküsünü. Yer yer hareketlense de durgun, bayık bir film.

Filmin başlarında Tolga, Arzu'ya "fakir olsam benimle çıkar mıydın?" diye son derece damar bir soru soruyor.

Açıkçası filmin bu bölümünü izlerken takdir ettim. En azından film karakteri bile olsa doğruyu söylüyor. Kadınlar genellikle "aşk mı? para mı?" sorusuna, "elbette aşk!" diye cevap verirler. Erkekler olarak ilişkilerde -aslında- hiç de romantik olmadıklarını, neredeyse her zaman mantıklarına göre davrandıklarını biliyoruz. Onlara inanmış gibi yapıp sahneyi izleyelim:



Kız haklı değil mi? Böyle bir güzellik garibanın elinde harcanır mı hiç :) Filmin devamında kızın yataktaki performansını görelim. Bu sahne için bir rivayete göre Tolga Savacı'ya gün boyu şap verilmiş.



Banu Alkan öperse işte böyle öper ;)) Bu sahnede öpmüyor, adeta Tolga Savacı'yı dudaklarıyla vakumluyor. "Maşallah yine herkesi duşa soktun bacım" diyip, Şehnaz Dilan'lı seksi hemşireli bölümleri bile görmezden gelip, yazıyı kısa kesiyorum. Pek numarası olmayan bir filmdi. Banu Alkan'ın şu azdırıcı öpücükleri bile boşa gitmiş. Kahroldum :)