Aşk Tutulması - Murat Şeker (2008)

2 comments

Tahmin ettiğiniz gibi bir ormantik komedi izleyeceksiniz. Bu filmde hoşuma giden, soğanın cücüğü gibi ufak ama hedefe ulaşan bir sahne var. Ona gösterip, kaçıcam.

Bazen dışarıda, barda, kafede vs tanımadığımız bir kız görürsün. Hoşlanırsın. Tanışmak için Kieslowski gibi kurgu yapmak zorunda olduğumuzu biliyoruz değil mi?

-Mmm pardon ben sizi daha önce görmüş gibiyim...
-?
-(At bir şey) Ankara Üniversitesi'nde mi okumuştunuz. Tandoğan Kampüsü?
-Yoo!
-Alla alla bir yerde tanıyor gibiyim
-Sakal'a takılır mısınız?
-Hayır?

Burada kızdan "Yoo. Ben Hacettepe'de İngiliz Kültürü okuyorum" gibi bir şey söylemesini bekleriz. Artık muhabbetin devamı için gereken güç ondadır. Kontrol ondadır.

-İyi günler!
-Size de :/ (kafada kurduğumuz bütün plan elimizde patladı işte. Göt olmuş vaziyette oradan uzaklaşırız. Ha tabi buna alıştıysak sorun yok:D)

Bazıları daha cool takılır. Küçük bir "Merhaba. Nasılsın?"dan sonra kartvizitini uzatır: Tatlı bir tebessümle ve artistik bir edayla "aramanı beklicem" der...

Aslında düz mantıkla bakınca çok cool, çok oturaklı bir hareket gibi görünse de; temelde ciddi bir samimiyetsizlik barındırır. Bence bir erkeğin bir kadınla tanışması için tercih edeceği en son yollardan biri olmalı. Çünkü en basitinden içinde zeka dahi barındırmıyor ve kolaycı!

Filmin başlarında kahramanlarımız bir trafik kazası yaparlar. Erkek , kıza arkadan çarpıyo. Çarptıktan sonra kız arabadan iniyor. Klasik sahne: Erkeğin başından kaynar suların dökülmesi! 

Erkek harbiden kızın güzelliğinden götü başı kaybeder. İçinden "ne yapsammmm" diye kara kara düşünürken; aklına kartvizitini vermek gelir. İzleyelim:


İşte kadın-erkek ilişkilerine dair söylenebilecek en net şey budur! Sen erkek olarak götünü de yırt, dünyanın en güzel tanışma planlarını yap...Ya hatta geç hepsini: Dünyanın en yakışıklı, en zengin, en karizmatik (ohh!) erkeği ol. Sonuç: kızın iki dudağının arasından çıkacak sözcüklere bağlıdır. Sana değil.

Ama sen -bir erkek olarak- flört döneminde ipleri eline aldığında -gerekirse- hayatı ona zindan etme kudretine sahip olacaksın. Unutma o sadece ilk sözü söyler. Sön sözü ve genellikle bütün sözleri erkek söyler. İşte bu yüzden kadın hakkını çok iyi değerlendiriyor :)

Sahneyi kör gibi izledin değil mi?! Videoyu tekrar izle ve kırmızı ışığın; 'kızın erkeği reddeceğine dair' bir dair metafor olduğunu gör! Sen görmesen de kırmızı ışık bilinçaltına işlendi ve beynin, erkeğin aciz duruma düşeceğini biliyor. Mm evet. İşte olay bu. Tamam ben işe dönüyorum...

Sevmek Yeniden Doğmak - Ümit Efekan (1984)

No comment yet

Evet. Artık bir çizgi çekiyorum. Bu filmden itibaren film analizlerini kendi üslubuma uygun bir dille devam edicem. (Anlatımda kısmen spoiler olabilir)

Film, Belgrad Ormanları'nda başlıyor. Leyla (Yaprak Özdemiroğlu) arkadaşlarıyla koşuda. İyi de o köpeğin suçu ne. Köpekle koşu mu yapılır anasını satıyım. Dur bekle. Birazdan neden koşu ekibine dahil olduğunu öğrenicez. Arkadaki kısa saçlı kıza dikkat. Bu sahneyi herhalde 4-5 saat çekmeye çalışmışlar. Koş koş, kızın anası ağlamış. Resmen götünden soluyor. Figürasyondan 100-150 lira alıcam diye garibimin düştüğü hallere bak :)


Tekrar baktım da; arkadaki kızlar hakikaten perişan durumdalar. Fakat Ümit'in ekip sağlam. Ümit'in adidas takımlar çok güzel. Fakat çok dar. Göt-Göbek meydanda. O göbekle yine iyi koşuyor abimiz.

Çarpışma sahnesi mükemmel olmuş. Bu sahneyi 30 kere filan izlemişimdir. İzlemeye doyamıyorum. Fakat Ümit-Leyla diyalogunda Ümit'in ışıklandırmasında hatası var. Ümit'in görüntülendiği 2. karede ışık yetmemiş, o sahne kapkara. Sonraki karede ışığı verince adamın suratına bir anda nur iniyor.

Sahnedeki ilginç bir detay. Köpek sesine dikkat??


Gerçek köpek sesi olmadığını farkettiniz mi? Setten biri seslendirme yapmış :)

Bu bölümün sonundaki arkadaşı da yamyam diye tabir ettiğimiz tiplerden. Ümit'in yerinde olsam şöyle derdim:

-Dur ulan sanki biz ekmeğini yedik de sıra sana geldi. aç herif!

Aynı sahnenin devamı. Hatunun altında son model bir BMW, Ümit de ise pahalı bir MERSO var.  


Görüldüğü gibi Ümit'in son model merso'ya arkadan vuruyor. Bir de çaçaron gibi adama zeytinyağı diyor. Ulan arabayı viteste mi bıraktın ne yaptıysan; arkadan vuruyorsun:. Bir de zeytinyağı gibi üste çıkma diyorsun. Yelloz seni!

Ümit de saf-siken dediğimiz tiplerden. Hemen "araba kullanmayı öğreteyim" diye ısınma turlarına başladı. Kızın çirkefliği, Ümit'in saf görüntüsü altında hinlikler peşinde olması nedeniyle bu tiplere hiç de öyle masum-melek kişiler diyemiyorum. Fakat ileride bu iki tip de kanatsız bir meleğe dönüşecek :)

O esnada Çiko, Ümit'in arabaya binmiş. Yani Leyla'nın günlük koşusundaki köpeğin ne işe yaradığını öğrenmiş olduk. Köpek, Ümit ve Leyla'nın iletişimini sağlayan bir araç. Araç mı? :)

Bu sahnede Ümit, can dostu Doktor Sedat'la muhabbet halinde. Doktor Sedat görüldüğü üzere tam bir zevzek. Nasıl doktor lan bu?! İnsan biraz oturaklı olur aq :)


-Köpek ayrobiği??
-Evet abi. Filmde olabilir böyle bir diyalog
-Ya bi siktir git olm ya :)

Görüldüğü gibi köpek çok masraflı. Zevzek Sedat da; Ümit'e tatlı tatlı takılıyor. az önce son model mercedes binen Ümit abimiz bakın ne diyor:


Görüldüğü gibi açlıktan nefesi kokuyor adamın. Gidin cebine 3-5 bişiyler koyun :) Ben bişiy söyliyim mi: Ümit bu filmde hayvan gibi zengin. Bayağı ünlü bir şarkıcı ve para kesiyor. Erdoğan Tünaş yani senarist. Ümit'i neredeyse bütün filmlerinde; hep açın teki yaptığı için bir alışkanlık olmuş:

-Ya bir fakir edebiyatı patlatsak nasıl olur. 
-Hiç fena olmaz. Ağzına da yakışıyor yani. Erdoğan'cım
-Saçma olmaz mı Ümit'çim (Efekan)
-Yok abi ya. Millet ona mı dikkat edicek. Olmazsa montajda keseriz gider
-İyi de Ümit. Bir montajcdı bulmuşsun kafasına göre bok gibi montaj yapıyor...

Yani bunu böyle düşünmezsek; Ümit harbiden ya çok pinti, ya çok yalan dolan bi herif. Başka türlü izahı yok.

Bu montaj konusunda Erdoğan abimiz haklı: Çünkü bu sahnede bir eksik var. Sahne kesilmiş. Türkmax'ın kestiğini hiç sanmıyorum. Doktor Sedat bir şey söylüyor. Ümit buna cevap olarak "paramız olursa çektiririz" diyor. Hastalıkla ilgili bir şey olabilir. Çünkü sonra "ben senin kardeşinim. Senin taşşaklarını bile avuçlarım" moduna bağlıyor. Bu hastalığı vurgulayan sahne çekilmiş ama montajda kesilmiş. 

Sebep: İnsanlar şimdiden "Ümit zaten ölecek aq" moduna girmesinler diye.

Ee peki gözüne sıçtığımın montajcısı. insan orada Mehmet Ali'nin de konuşmasını kesmez mi. Görüldüğü gibi Ümit Efekan rezil bir montajcıyla çalışmış.

Ümit gazeteden kayıp ilanını görüyor. yok insan değil. Köpek kayıp ilanı :) Adam zaten ateşteki whopper gibi yanıyor. Köpek bende demek için canhıraş şekilde telefona saldırıyor. Telefonda konuşurken yaptığı kafa oynatma hareketlerine dikkat.

Kızla alenen daşşak geçiyor. Yemekten sonra tatlı vereyim mi diyor. Kız sakın ha zararlıdır diye ünlüyor. Ne ünlemek mi ?? :)


Videoyu izlediniz mi? Kıza nasıl tatlı tatlı iş atıyor Ümit?

Saf mı lan bu adam şimdi?! Ne safı! Şeytan gibi şeytan :) İpek gömlek kirlendi lafını nasıl ortaya nasıl attı. Zaten böyle şirin, saf görünen erkek de korkacaksın. Bu filmin bize vermeye çalıştığı anafikir bence bu :))

Telefon konuşmasını dinleyen Leyla'nın ablası konuşma bittikten sonra muhabbete giriyor. Abla sereserpe. Tan Gastesi'nde çok gördüğüm geceliklerle içeride Tanrıça gibi takılıyor. Burada blogun tüm sinefil ve entel vizyonunu elden bırakıp şunu söylemek istiyorum: Beton gibi karı!


Leyla, Ümit'ten bahsederken "sevimli bir genç" diyor. Ümit'e bir bakalım:


Şu sevimliliğe bakar mısınız lütfen? Evet kendisini Looney Tunes'dan tanıyorsunuz. Tavşan Bunny :)

Hatta filmin en başına gidip şu aşağıdaki eşortmanlı tipe bir bakalım. Bu mu genç, bu mu sevimli? Resmen götü göbeği yağ bağlamış, 40 yaşında adam lan bu! :)


Abla-Kardeş muhabbetine devam edeyim:

Şehnaz Dilan: Boy, pos, endam! Bu sahneyi uzun tuttum ki; şu hatunun güzelliğini iyice bir görün. Görün de Ümit'ten nefret edin. Yav gardaşım böyle hatun bırakılıp, Leyla kılıyla uğraşılır mı? Hatun, kezban gibi takılıyor resmen...


Selma'nın, "Bugüne kadar hiç 'e'rkek arkadaşın olmamıştı" lafını söylerken E'yi nasıl yayvan bir şekilde, nasıl paçoz bir şekilde söylediğine dikkat edin. Selma'dan da bir anda soğuyorum.


Abla kardeş konuşurken yakaladıığm sahne. bizden Kaçmaz ekibi yakaladı: "Yaprak Özdemiroğlu'ndan sonnnnn derece cürrretkar pozlarrrrrr" ve görüldüğü gibi tahta göğüs! Vah Ümit'im :)

Devam...

Sonraki sahnede Selma kapıyı açıp, elini beline koyuyor. O güzel cemalini görünce fikrim tekrar değişiyor. İşte güzel kadın olunca böyle. Donunu indirip yolun ortasına çatır çatır sıçsa bile; ondan asla soğumuyoruz. Bu sayede güzel kızlar bizi istedikleri gibi kullanıyorlar. Nerden nereye geldim :)

Sonuç itibariyle bu sahnede şunu öğreniyoruz. Selma gelene geçene veriyor. Leyla ise bakire. Hımmmm...Evet ama ondan daha önemli bir durum daha var. Selma da Ümit'e abayı yakıyor.

Yahu yukarıda adamın sıfatı gösterdim. Bu ne böyle Ümit diye ikinizin de bacakları uyuşuyor. Adamın hiç gideri yok. Ümit de Ümit. Lan bir dağılın. Koca İstanbul'da bir sürü adam var. Bula bula ikiniz de bu tavşan dişli, bıyıklı, göbekli Ümit'i mi buldunuz. Yok artık! :) 


Görüldüğü gibi adam saf görünümü altında ağır çapkın. Taa en başta söylemiştim bu adamdan korkulur diye. Sonuçta gömleği bahane etti ve kızla buluştu. Meğer Ümit abimizin içinde bir Stelyo Pipis yatıyormuş.

Ve süper bir gelişme oluyor. Ümit'in babası gelip "senin beşik kertmen var onunla evleneceksin" diyor. Bu esnada başka bir yerde, aynı şeyleri Leyla ve Babası da konuşuyorlar. Allah Allah. sakın bu beşik kertmeleri Leyla ve Ümit olmasın? Nasıl tesadüf la bu :))

Bu sahnede formalite icabı bir görüşme yapılacak. Kahramanlarımız adeta kan ağlıyor. İzleyelim: 


Veee tanışma vakti geldi. Aaaa o da ne !


İkisi de "takdir için sizin dersinizden 5 gerekiyor hocam" şirinliğine ulaşan öğrenci gibi şirinlikte zirveye oynuyorlar. Filmin en sağlam sahnelerinden biri. Özellikle göz göze gelme anı ve sonraki kısımdaki hareketlilik görülmeye değer.

Bi de konuyla hiç alakası olmasa da söylemek istediğim bir şey var: Lisedeyken kızın biri aynı buradaki gibi aşırı şirin ve sevimli haliyle bütün hocalara gidip, "takdir için sizden 5 gerekiyor" diye not istemişti. 3'ler, 4'ler hepsi 5 oldu. Teşekkür alamayan kız takdir aldı. Bu vesileyle o kaşarın da kulağını çınlatmak istiyorum ;)

Bu Çiko'nun suçu ne ya. Bu hayvan acayip acıdım ben. Gerçi hayvan filmde bir nevi başrol oynuyor. Mehmet Ali Erbil'den bile daha çok sahnesi var :)


Hatun hayvanı almış kucağına, döndürüp duruyor. Köpeğin başı döndü. Başrolde oynuyor ama bu kadar eziyet de yapılmaz. Bazı filmlerde "bu filmde hiçbir canlıya zarar verilmemiştir" der ya. Bakın bu filmde hayvan epey eziyet gördü :)

Son sahnede Selma'nın sigarayı söndürmesindeki metafora dikkat. Yakaladınız dimi. Ulan sanki bilmiyorduk hatunun bu işe maydonoz olacağını. O sigarayı söndürmese anlamayacaktık. Alemsin Ümit Efekan :)

Bu film de; neredeyse bütün Ümit Efekan filmleri gibi detaylarıyla güzelleşiyor. Artık bu andan itibaren atkımı boynuma doluyorum. Kabanımı giyip, mekanı terkediyorum. Filmin devamına kalamıycam. İşim var. Çekirdek bitti. Yazım da bitti :)

Hatta dur lan. Kapanışı şu şarkıyla yapalım:

Vavien - Yağmur Taylan & Durul Taylan (2009)

No comment yet

Öykü: Film bir kasabada geçiyor. Elektrikçi Celal karısını hiç beğenmemektedir. Birader ile birlikte düzenli olarak pavyonlara, clublara çağkınlığa giderler. Celal buradaki bir kadına para yedirmeye devam ederken, kendince çok iyi bir plan yapar. Bazen planlar hüsranla sonuçlanır. Bazen ise sürprizler mutluluk getirir...


Filmi bir boksöre benzetiyorum. Bir boksör gibi karşıdakini yumrukluyor. Pelteye çeviriyor ve son 20 dakikada eldivenlerini duvara asıp, maçı bırakıyor! Taylan Biraderler, Coen'ler tadında müthiş bir kara film çekmişler ama senaryo o akışını, gizemini, özgünlüğünü son 20 dakikada kaybediyor ve hiç beklenmedik bir şekilde, naif bir şekilde bitiyor. Benim için biraz hayal kırıklığı oldu. 


Celal, kafasını fena halde uçkuruyla bozduğu için boş zamanlarını değerlendirmek için nadide ve gizli bir arşiv yapmıştır. Böyle bir arşiv nerede saklanır ki? Ama nerede saklarsanız saklayın, bundan muhakkak birileri haberdardır:)

Aşık Oldum - Ertem Eğilmez (1985)

No comment yet

Öykü: Karısına bağlı bir adamın karşısına bir gün, otoparkta rüya gibi bir kadın çıkar. Model! Bütün arkadaşları çapkınlık turları atan bu evine bağlı adamın bir anda hayatı değişir. Buna arkadaşları bile inanamazlar. Adam bir yolunu bulup kızla tanışır. Evli olduğundan bahsetmez. Kızı, yurtdışındaki kayınvalidesinin boş evine götürmeye karar verir. Ve olaylar gelişir :))

Acıların Çocuğu - Ümit Efekan (1985)

No comment yet

Öykü: Senaryosunu veteran senarist; Erdoğan Tünaş'ın yazdığı filmin öyküsü için sinemada "duygu istismarının son noktası" diyebilirim. Emrah'ın nasıl bedbaht bir kaderi varsa; bütün aksilikler onu buluyor. Sülalesindeki bütün kadınlar kötü yola düşüyor. Filmin dünyasında bir kadının eşi veya ona bakacak bir erkek olmadan olmadan tek başına iş bulup yaşaması mümkün değil. Muhakkak kötü yola düşüyor:) Öykü aslında çok bilindik. Kısaca özetleyeyim: Emrah'ın babası kumar yüzünden evine para getiremez. Karısı, çocukları açtır. Hırsızlık yapar, yine kumarda kaybeder. sonunda intihar eder. Ailesi artık tek başına kalmıştır. Emrah'ın anası iş bulamayınca hayat kadınlığına başlar. Bir gün evde yangın çıkar ve ne himetse bütün çocuklar o yangında kaybolur. Fazla fantastik :)

Acıların Çocuğu, seksenlerdeki neredeyse tüm emrah filmleri gibi duygu sömürüsüne dayanıyor demiştik. Aslında film Ümit Efekan'ın elinde absürd bir hale gelmiş. Mesela filmde gerçekten yanan yorgan döşeğin yanında yatan çocuğa endişelendim. O sahnedeki küçük çocuk perişan olmuştur :)

-Hapisten çıkan Emrah'ı, ablasının evde gelinlikle karşılaması
-Emrah'ın ablasına düğün hediyesi olarak gayet ironik şekilde beyaz bir kuş biblosu alması 
-Yatağında yaralı yatan Emrah'ın hasta ablasının patır patır konuşmasına rağmen 3-4 dakika içinde ölmesi
-İş başında türkü çağıra çağıra çalışan Emrah'a bir allahın kulunun da "napıyorsun ulan!" dememesi
-Polis olan abisinin annesinden o kadar nefret etmesine rağmen 10 dakika içinde ikna edilebilmesi; filmin aklıma gelen absürdlüklerinden bazılarıydı. 

Abartılı senaryosu, dramı sosa değil çorbaya dönüştürmesi, pespaye oyunculuklarıyla bile ilgi çekiyor. Ne olursa olsun; Ümit Efekan, bir filmi daha kült statüsüne taşımayı başarıyor.

Filmin ağır spoiler içeren son bölümüne ait bir video ile bitirelim. Emrah'ın burada, vurulduktan sonraki haline bakın, hiç ölmeye niyeti yok. O sahnede, epey yürüdükten sonra "hadi burda düşüp öleyim bari, bokunu çıkardım" demiş olmalı :))

Fasülye - Bora Tekay (2000)

No comment yet

Öykü: Fasülye çetrefilli bir mafya öyküsünü anlatıyor. Mafya, parasını alamamış bir kiralık katil, civarda oturan villanın sahibinin kızının ve masum köylünün tesadüfi bir şekilde olayların içine girmesi...Tüm bunlardan ortaya nasıl bir öykü çıkabilir ki?

Fasülye çok zor bir işe girişmiş. Dile dayalı çok zeki bir mizah yapıyor. Öyle diğer Türk filmlerindeki gibi slapstick veya küfür kullanarak komedi unsuru yaratmaya çalışmıyor. Filmin komedi dozunu mafyanın adamları şapkalı salaklar iyice körüklüyor. Tüm bunların sonunda maalesef biraz zayıf bitiyor. Sona biraz daha uğraşılsa; bu nadide film üzerine bir de cila çekmiş olacaktı!

Fasülye'nin müzikleri de tam da dönemiyle ilintili. Erdem Helvacıoğlu'nun hazırladığı parçalar Drum'n'Bass stilinde ve filme oldukça yakışmış.

Mafya Babasının iki salak adamının yine ön planda oldukları bir sahne:



2000 yılında çekilen Fasülye filminden sonra çekilen tüm filmlerde kuru osurukla gülmece sağlamaya çalıştı çoğu türk filmi. Fasülye burada çok farklı bir yerde duruyor. Küçük bir sahnede bile gayet cool olabiliyor. Osurukla bile! 



Fasülye'nin villada geçen ikinci bölümüne damgasını vuran "şakalaşma" sahnelerinden birinin videosunu buraya koymazsam olmazdı:

Şaşkın Ördek - Ümit Efekan (1983)

No comment yet

Öykü: Mahallesindeki güzel kıza aşık olan gencin tek isteği vardır: evlenmek! Fakat gelin adayı ve ailesi; töreler, adetler kisvesiyle genci ve ailesini fena halde söğüşlemektedir. Kız evi zorluk çıkarmaya başlamıştır. Artık oğlandan çok ailesi için bu durum bir şeref meselesidir. Kızı almak için büyük bir savaşa girişirler...

Ümit Efekan, Türk Sinemasının kompleksi olmayan yönetmenlerinden biri bana göre. Takashi Miike gibi. Ne verseniz çekiyor. Her çektiği film de; kendi içinde bir alımı olan ve son kertede kült janrına dahil edilebilen yapımlar oluyor. Şaşkın Ördek de böyle bir film.

Filmin, Yeşilçam'ın en sevdiği üslup olan ironi ve mübalağadan ziyadesiyle faydalanıyor. Fakat ironik olduğu kadar sert bir öyküsü var. Bir süre sonra izleyici bile bu isteklere isyan ediyor. Bu filmi hala izlememiş biri varsa; büyük eksiklik. Tüm Ümit Efekan filmleri gibi...

Gelin adayının küçük kardeşi sünnet edilecektir. Oğlan evinden yine fedakarlık yapmak düşer. Adetlere göre evin babasının kirvelik yapması gerekmektedir. Ve olaylar gelişir :))

Yeşil Işık - Faruk Aksoy (2001)

No comment yet

Öykü: İş hayatı dışında gayet mutlu bir hayati olan iş adamı Ali ve kocası tarafından sürekli aldatılan Elif'in mutsuz hayatı bir gün kitapçıda kesişir. Orada yeşil bir ışık görürler, bunu hayal sanarlar. Fakat beklenmedik bir anda hayatları değişir...

Necef Uğurlu'nun yazdığı bu öykünün ilk periyodu aslında hiç fena değildi. "What Woman Want", "Liar Liar" ayarında, fantastik ve naif Amerikan filmlerine özenen, umut vaat eden bir hikayeydi. Fakat sonrasında film inanılmaz bir monotonluğa giriyor, basit bir öyküye dönüşüyor. 

Cast iyi olmasına karşın, oyunculuklar inanılmaz derecede savruk. Hülya Avşar'ı söylemeye gerek yok. yine çok kötü! 

Tüm bunlara rağmen Faruk Aksoy'un hala en iyi filmi.

Bkz: Çılgın Dersane :))

Filmdeki güzel anlardan biri (Spoiler içerir!):


Bonus: Filmden kötü bir çekim hatası:

Ev - Caner Özyurtlu & Alper Özyurtlu (2009)

2 comments

Öykü: Tv'lerde uzunca bir süre maruz bırakıldığımız BBG Evi furyasına dair bir film. Karakterlerimiz Ev'de yine klasik eylemlerine devam etmektedirler. İçeride temizlik yüzünden kavga edenler, aşk kavgaları, dışarıdaki ailesini özleyip ağlayanlar. İşte tam anlamıyla bir BBG Evi'ndeyiz...

Açıkçası -hiç beklemediğim şekilde- çok beğendiğim bir film oldu. Son derece anarşik, sert bir söylemi var filmin. Tüm bunları ironik mizah, şiddet gibi unsurlarla veriyor. Ev'i basan eylemci, filmin vermek istediği mesajı ileten bir elçi gibi. Gayet etkili!

Tüm bunları minimal sinemayla yapması da takdire şayan. Tv kültüründeki kirlenmenin, izleyicileri de dejenere ettiği çok temiz bir dille anlatılmış. Filmden bir kesit:

Kayıp Kızlar - Orhan Elmas (1984)

1 comment

Öykü: Orhan Elmas'ın 1984 tarihli filminin başrollerini Tarık Akan ve Ahu Tuğba paylaşıyor. Filmde kötü yola düşen kızların öyküsü anlatılıyor. Kimisi istemeden düşüyor bu yola, kimisi kendi isteğiyle. Film bazı noktalarda istismara kaçıyor. Senaryonun serim ve düğüm bölümleri keyifli ancak final bölümü biraz zayıf kalmış...


Belmondo Engin (Eray Özbal), Köylü Kızı Zehra'yı artiz yapmaya kararlı!


Lüks Leman (Belkıs Dilligil), taze sermayesini alıcı gözle inceliyor...


Film boyunca robdöşambrla sıkça gördüğümüz Nuri Alço yine aynı kıyafetle karşımızda. Fakat viski yerine o masadaki içki hiç yakışmadı babaya! Reşat başka bir muhabbet tellalıyla bonservis pazarlığına girişmiş durumda. Kadın kızları beğenince iyice neşeleniyor.


Kayıp Kızlar'ın en ilginç sahnelerinden biri: Belmondo Engin sonunda yeni filminin çekimlerine başlıyor. 


Meşhur gizli kamera sahnesi. İçkisine ilaç karıştırılan Lale (Ahu Tuğba), yatakta yatarken Reşat yeni bir filme başlamak için duvarın arkasındaki elemanına işareti vermek üzere. Evet duvardaki tahta mask, kameranın gizlendiği nokta. Çok yaratıcı!


Randevuevine polis baskını, çok stilize bir kadraj olmuş. Fakat polisin elindeki silah nedir öyle. Çelik Kuvvet mi, terör baskını mı. Silah fazla uçuk...


Orhan Elmas'ın bu '84 yapımı filminin senartsi; Erdoğan Tünaş. Tünaş, zamanının en ünlü senaristlerinden biri olarak, bu; polisiye-sosyal-dram içerikli filmde kalemini kılıçtan keskin kullanmış. Film ilginç bir konuya değinmesine rağmen, bazı konuları da istismar etmekten, abartmaktan da geri durmuyor. 

Filmin kurgusuna bakalım önce:
Komiser rolündeki Tarık Akan'ı bir yana koyalım. Üç karakterle üç durum temsil edilmiş:
-Lale (Ahu Tuğba)/ Ailesinin ilgilenmediği ve sevgisizlik içinde bulunan bir kız. Ailevi ve psikolojik problemleri onu önce yeni bir iş aramaya itiyor. Kendini nasıl bu yolda bulduğunu kendisi bile anlayamıyor.

-Sevda (Çiğdem Tunç)/ Almanya'da yaşayan ve free takılmak isteyen bir kız Sevda. Diskolara takılmaz özgür yaşamak istiyor. Bir de bunun üstüne babası istemediği bir adamla evlendirmeye kalkınca evden kaçıp, İstanbul'a geliyor. Sevda için para kazanmak ve özgür yaşamak için her yol mübah.

-Zehra (Nilgün Saraylı)/ Köylü Kızı Nilgün artist olmak için köyden çıkıp önce bir ajansa gidiyor. Ne şanslı ki; karşısına Belmondo Engin çıkıyor:) Filmde kızın artist olmak için özendiği sahnelerden birinde başrolünde Hülya Koçyiğit'in oynadığı Halit Refiğ filmi; O Kadın'a baktığını görüyoruz. Türk Sineması'ndaki güzel saygı duruşlarından biri.


Film kızların kötü yola düşmesini bu 3 figürle maddeleştirmiş. Tüm bunları anlatırken içkilere ilaç atma, kameralı odalar, surata kezzap atılan kadının öyküsü dönemine göre filmi epey gerilimli hale getiriyor. Yan karakterler: Reşat (Nuri Alço), Lüks Leman (Belkıs Dilligil), Eray Özbal (Belmondo), Coşkun Göğen (Cengiz); başroldeki Tarık Akan ve Ahu Tuğba'dan daha iyi performans gösteriyorlar ve filmi zirveye taşıyorlar.

Filmin sonunda "Su testisi su yolunda kırıldı" gibi gazete başlıklarıyla seyirciye verilen mesajın altı iyice çiziliyor. Döneminin en çok ses getiren filmlerinden biri olmasına şaşırmamak gerek. Uzun yıllar aileler çocuklarına bu filmi örnek göstererek gece hayatını yasaklamaya çalışmışlardı...